gulyabaniyim

    • What About You?

  • Virgina ve düşünseli*

    kolay yazı yazabilmenin en kolay yolu, kimsenin okumayacağını bilmek ya da öyle inanmak bence.

    ne zaman kimseyi umursamadan, online olarak yayınlamama rağmen kendimi panoptikondaymış gibi hissetmeden yazmaya başladıysam o zaman özgürleştim gibi hissediyorum. burası sanki kimsenin asla okuyamayacağını bildiğim defterim gibi.

    Virgina Woolf sabah sayfaları yazıyormuş da bir başlıyormuş ve durmaksızın sayalarca yazıyormuş ya. bunu bildikten sonra onu okurken daha iyi anlamaya başladım. yazıları, hikayeleri aynı düşünce seli gibi asla durmadan devam ediyor.

    Bazen hiçbir şey düşünmeyeyim dersin, meditasyon yapmak istersin mesela ama zihnin bir türlü durmaz. ordan oraya atlar, bir şey düşünmeyeyim derken bir şey düşünmemeyi düşünürsün. Virginia da bana öyle geliyor, sanki yazmaya engel olamıyor da istemsizce zihninden kağıda dökülüyormuş gibi.

    *düşünseli: bunu sanırım ben uydurdum, yani ben düşünce seli anlamında kullanıyorum. neden mi? çünkü yapabiliyorum ^^

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Eylül 17, 2025

  • beni eyleme

    bazı cümleler büyük harfle başlamayı hak etmiyor. mesela bu başlık da büyük harfleri hak etmiyor.

    BENİ EYLEME kardeşim! beni dinle! eğer birini gerçekten önemsemiyor ve sevmiyorsanız ona yapabileceğiniz en kötü şeylerden biri, size kendini anlatırken onu dinlememek. ama böyle dümdüz dinlememek değil, dinliyormuş gibi yapmak ya da belki de dinlemek ama cevap vermemek. cevap vermeye değer görmemek. eğer birini gerçekten önemsemiyorsanız ona sadece katlanıyorsunuzdur ve bence yapılacak en iyi şey hem kendinize hem de ona haksızlık yapmamak ve iletişimi mümkün olduğunca kısa tutmak.

    devrik cümleler ❤

    bir de aforizma sıçıyım “hayat, istemediğimiz kitapların ve filmlerin sonuna gidecek kadar uzun değil”

    Bu bencesi hehe ^^

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Eylül 17, 2025

  • Henüz

    Henüz kelimesini bugün yeniden öğrendim. “Henüz yapamadım ama yapabilirim”, “Henüz yeterince güçlü değildim ama güçlendim”.

    Satürn iş başında; geriye gidiyor. Geriye dönüş, her zaman kötü olmak ya da ilerlemenin zıddı olmak zorunda değil, geçmişten kalan yüklerin tekrar sorgulandığı, yeniden anlam kazandığı, bırakmayı öğrendiğin bir misyonu da olabilir. İlerlemek için geriden gelmek gerekir.

    benim için geçmişten getirdiğim yükleri bırakmak anlamına geliyor, zamanı gelmiş gibi hissediyorum çünkü artık yeterince güçlendiğimi hissediyorum. Vakti geldi. kıps

    bitmedi; nasıl yapacağımı bilmiyorum diyordum hep ama sanırım yol kabullenmek, geçmişine sahip çıkmak, yaşadıklarına sahip çıkmaktan geçiyor. “insan ancak zamanla yoğrulduğunda kendi öz ağırlığını taşımayı öğrenir” ne büyük cümle. Anlam da senden ibaret değil mi? 10 yıl önce okusam isyan ederdim. istemiyorum, yaşamasam olmaz mı, bu kadar zor olmak zorunda mı derdim. gel gelelim yaşandı bitti (saygısızcaaaaa ehehe).

    Zaman, hem var oluş hem yok oluş.

    ^^

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Eylül 4, 2025

  • Meselea

    Mesele ben bunu çok severim, yani böyle çook seveeriim çok seeverim, tilili ililil ilili lili yea!

    Fiziksel sağlığın ruhsal sağlığı bu kadar etkilediğini hiç düşünmemiştim. Şimdi o badi bildinkçi abileri daha iyi anlıyorum. Güçlü hissedince her şeyi yapabilirmişsin gibi geliyor. Hehe.

    Turşu kavanozunu açamadığım için sinirlenip ton balıklı makarna yapmaktan vazgeçmiştim bi keresinde. Çünkü turşusuz bokum gibi olurdu. Şimdi Her kavanoz açarken aklıma bu geliyor. Verin ben açarım.

    Bir de, hayat benim için mutfakta başlıyor, bir şeyi açamadığımda, kıramadığımda, yırtamadığımda diyorum ki “hadi bu kadar nazik olma hayata karşı” caaarrtttt! Oh! Ahahaha!

    Kıps ^^

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Ağustos 6, 2025

  • yöntemler

    Bunu yazabilmek için güçlenmem gerekti, hem fiziksel hem ruhsal. Bunu yazabilmek için üzerinden on beş sene geçmesi gerekti. Sitemim yoookk, hayatta her şeyy kıs met diye bir şarkı vardı. Doğru mu ya o?

    Her şey olması gerektiği zamanda, olması gerektiği yerde olur. Yes bitches!

    Evlilik iyi bir şeyi daha iyi yapmaz bence ama geçmişte kötü olan bir şeyin nasıl daha kötü hale geldiğine şahit olmuştum.

    Bu arada, konuşacak şeyi varken insan susmamalı.

    Yeni yaşlarla yeni yetenekler açılıyor. Yaşlanmayı bu kadar seveceğimi hiç düşünmemiştim.

    Nereden nereye!

    Ayrılmaya karar verirken sadece ilişkiden değil, kimliğimden, beyaz eşyalarımdan(!), hiç benim olduğunu hissetmediğim ev(im)den de vazgeçtiğimi biliyordum. Kendini bulma yolunda ödenmiş ufak bedeller. Yeni hayatıma başlarken ilk ev kiramı ödedikten sonra, kendi emeğimle aldığım eski beyaz eşyalarımı bile yerine koyamayacağımı bilmiyordum. Mesela bana sormadan komşuya verilen yatak odamı tekrar alamayacağımı bilmiyordum. Arabaya benzin bile koyacak param kalmayacağını bilmiyordum. Sağlık sigortamın yenilenmediğini stresten vitiligo teşhisi konduğunda hastanenin veznesinde öğreneceğimi bilmiyordum. Taksitle tahlil yaptırıldığını da bilmiyordum. Sadece varlığı mutluluk veren Işıl, sadece hayatta olması yeten Işıl, aslında o kadar yetmiyormuş. Işıl seninse bir değeri varmış, değilse çöp müymüş? Bilmediğim bir koca dünya şey varmış.

    Kimse için değerli olmam gerekmediğini, kendi değerimi bilmenin yegane şey olduğunu öğrendim. Öfff neler neler öğrendim şu geçtiğimiz on yılda. Müthiş bir deneyimdi.

    Mesela aşk sandığım şey toksik bir bağlılıkmış, ailede gördüğüm güvenli alanın yeniden sağlıksız bir inşasıymış. Bunda kimsenin de suçu yokmuş. Olan olmuş.

    Ucuz etin yahnisi gelinliğim geldi, minnet edilen tek taşım, boktan düğün fotoğraflarım geldi. Ucuz olsun diye gittiğim boktan kuafördeki manikürden düşen tırnağım gelmedi ^^ Makyaj da bok gibi olunca ağlayarak gittiğim Mac’ten aldığım allığı hala kullanıyorum kız! İki de alyans geri geldi, bir de kayganlaştırıcı(!) Marketlerde bile satılıyor artık, ben yenisini alırdım, sende kalsaydı ^^ Ama benim geçmişim, fotoğraflarım gelmedi. Arşive çok önem verir ya gazeteciler, benim arşivimin bir önemi yoktu. Işıl sadece bir an var olmuştu, öncesi ve sonrası yoktu. Gelinliği çöpe, altınları kuyumcuya, fotoğrafları parça pinçik poşete tıktım. Ne güzel bir histi o, ne dramatik bir sahneydi!

    Bir insan ne kadar eleştirilebilirse, ne kadar manipüle edilebilirse o kadar edildim. Slime gibi şekilden şekile, kaptan kaba, hoop! Öyle bir an geldi ki “manipüle edildiğim konusunda bile manipüle ediliyorum” dediğim bir noktada buldum kendimi. Edilmeseydim kardeşim! Onu da öğrendik, önce edildik ki edilmemeyi öğrendik. Hah işte orası tünelin sonundaki ışık!

    Hem çocuk yapıp, hem işe gidip, hem okuyup hem de evle ilgilenmem gereken bir hayatı seçmediğim için kendimle gurur duyuyorum. Cinsiyet rolleri üzerinden saltanat sürmeye çalışanlara meydan vermedim. Sürekli küçümsendiğim, aklımla oynandığı, gözümle gördüğüm, kulağımla duyduğumdan bile şüphe ettirildiğim bir hayat seçmediğim için kendimle gurur duyuyorum. Şiddetin her türlüsünün normalleştiği; şaka, eleştiri, fantezi kisvesi altında gizlendiği bir sarmaldan kurtulduğum için kendimle gurur duyuyorum.

    Anlattığım hikayede sadece isimler değişiyor. Bunun sadece benim başıma gelmediğini artık biliyorum. “Gibi” sırasıyla ; gaslighting, lovebombing, ghosting henüz bu kadar meşhur değilken bir kitap okumuştum. İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon – Narsist Bir Partnerle Yüzleşmek; ihtiyacı olan, ihtiyacı olduğunu anlarsa okusun. Neden böyle toksik bir ilişkinin içine çekilmiştim, neden bu ızdıraba razı gelmiştim, eziyetin eziyet olduğunu neden anlamıyordum, anlamıştım. Ünlü düşünür Berrak Tüzünataç bir röportajında şöyle demişti: “ne hayatlar harcandı aileler uğruna”. Ne güzel, ne doğru demiş.

    Tamam, bunu biliyoruz, e peki napıcaz? Değişicez güzel kardeşim, çabalıycaz, hem de çok çabalıycaz.

    -if rain makes the river, rain needs to fall-

    Akıllıymışım, komikmişim, güzelmişim, ışıldıyormuşum, yetenekliymişim, çoooook seviliyormuşum, çoooook da sevebiliyormuşum, çook güzel arkadaşlıklar ve çok sade bir aşk, iki de kedi. Oh mis be! Şimdi istediğin kadar embesil gibi dizi izleyebilir, istediğin gibi su içebilir, istediğinle istediğin gibi konuşabilir, istediğin gibi giyinebilir ve istediğin gibi davranabilirsin. Başardık kız Işıl!

    ❤

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Ağustos 5, 2025

  • e ya yoksa?

    paran yoksa sosyalist,

    duaların kabul oluyorsa inançlı,

    o da seni seviyorsa aşk,

    ve kelebekler de güzeller hemen ölmeseler,

    maskeler iyi, düşmeseler

    sevgili sıcak, terketmese.

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Temmuz 31, 2025

  • To Raspberry

    Ben yine bir şey fark ettim ^^ Ben dediklerimden değil de hep demediklerimden pişmanlık duymuşum. O yüzden bir şeyler denen, o denen şeylerin ağırlığı altında ezilen olmaktansa diyen ve dediklerimle ne yapacağının seçimini karşı tarafa bırakan olmayı seçiyorum. Bu ara pokemonum bu. Yehuuuu!! Hadi başlayalım; bir arkadaşımla görüşmeyi kestikten sonra blogunda bir yazısını okumuştum. Nedense bana yazdığını düşünmüştüm. Hayatımın dörtte üçünde, benimle ilgili olmayan şeyleri üstüme alınmak gibi bir huy edinmiştim ki son çeyrekte bunu değiştirebildiğime inanıyorum. Sık sık kendime, “bu seninle ilgili değil, bu onunla ilgili bir şeyler söylüyor” diyorum ve bil bakalım ne oluyor, gerçekten de öyle çıkıyor ^^ O yazıyı bana ithafen yazdı sanıyor ama kendisine yazdı. Ben de, bunu onun da fark edebilmesini istediğim için yazıyorum.

    Artık görüşmediğim, bana iyi gelmeyen, benim de ona çok iyi gelmediğimi söyleyen, ilişkiyi bitirme cesareti gösteremediği için benim göstermeme içi dolu fıçıcık gibi öfke fışkıran sevgili ex arkadaşım, bu sözlerim sana; Kendi küçük ve güvenli dünyanda hapsolduğunda, bunun haricindeki her şey sana korkunç, aşağılık ve çürümüş gelebiliyor. Her şey sana içkin, insanlar kötü ve sana kötülük yapıyor gibi geliyor. Halbuki her zaman dediğim gibi insanlar bazen sadece kendisi oluyor ve bu başkasına fazla gelebiliyor/zarar verebiliyor. Bunda ne onun ne de senin suçun var. Bu kadar.

    Hayatı yaşamaktan korktuğunda, hayatı yaşayanlardan nefret etmek sanırım kaçınılmaz oluyor. Hayatı yaşamadığında, baş etmen gereken sorunlar da olmuyor, tek düze, sürprizsiz şekilde devam edebiliyorsun. Seçimlerinde başına bir şey gelmiyor, hayatın akışında bir şeyler geliyor ve senin suçun olmuyor, hayatın suçu oluyor. Bu aslında hayatının sorumluluğunu almaktan kaçmak, yaşamaya cesaret edememek, sana verilenle, sana razı görülenle yetinmek demek oluyor. Hayatı yaşadığında ise inişler – çıkışlar, aşklar – ayrılıklar, bol bol hatalar, yanlış seçimler, kavgalar, bitişler, yenilikler, çokça üzüntü, bazen mental rahatsızlıklar, bazen çokça mutluluk, kahkahalar, maceralar ve genel olarak da hayat ve eğer yeterince cesursan bunların hepsiyle başa çıkacak tecrübeyi ediniyorsun. O zaman, senden farklı düşünen, farklı yaşayan, farklı bakan herkese karşı optimum bir empati geliştirebiliyorsun. Senden başka herkesin kötü olmadığını, sadece senin iyi olmanın mümkün olmadığını, böyle düşünmenin kibirden kaynaklandığını, hayatın sadece siyah ve beyaz olmadığını anlıyorsun. Ve bu muzazzam bir hediye. İşte söyleyeceklerim bu kadar ex arkadaşım. Başkasına kustuğunu sandığın kinin aslında yaşayamadığın hayatına, cesaret edemediğin olasılıklara, yapamadığın hatalarına… Ben bunu öğrendim, belki sana da faydası olur.

    Kendime sevgiler ❤

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Temmuz 31, 2025

  • Kimsenin umrunda olmayan gerçekleri açıklama zorunluluğu

    Hiç yazmadığım bu üç yılda ne yaptım peki? Üç yıl öncesine kadar öğrendiğim, bildiğim her şeyi, tüm yaşanmışlıkları ve hayalleri, hüzünleri ve bir bokları sindirdim ve kustum. Bu güzel bir şey.

    29’uma kadar bildiklerimin hepsini bu 3 yılda bir bir boşalttım beynimden. Figuratif olarak değil, gerçekten. Bildiğimin üzerine bir gram eklemedim. Ne bilmediğim bir şey öğrendim, ne bir kelime okudum. Ne bir fikre eleştirel yaklaştım, ne karşılaştırmalı bir süzgeçten geçirdim. Ne biliyorsam bu 3 yıl boyunca onun beni hayatta tutmasına izin verdim ve sonunda tamamen tükettim.

    Şimdi beynimin tamamen boşaldığını hissediyorum ve doldurma ihtiyacı duyuyorum.

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Haziran 5, 2021

  • Reinvention

    Her birkaç yılda bir insan olmaya ve kendime dair yeni şeyler keşfettiğimi sanarak bir heyecanla ortaya çıkıyorum. Ah canım kendim yine bir şeylerle baş etmeye çalışıyor halbuki.

    Kendimi gaza getirip birkaç dekat ilerliyor ve sonra gaz bitince bir kenarda çürümeye mi dersin, iyileşmeyi mi dersin bırakıyorum kendimi.

    Şimdiki buluşum fuck society diyerek yaşamak. (gülücük)

    Her şey bir yana, bulduğum bir şey de var. Çocukken her şeyi yapabileceğini, her şey olabileceğini zannedersin ve önünde alternatif evrenler ve tükenmek bilmeyen ihtimaller vardır. İnanılmaz bir güç bu. Büyüdükçe ve yaşlandıkça bunlardan belki bir tanesi ya da hiçbiri olamayacağını fark edersin ya, işte o an en kötü sırrın ortaya çıkmış gibi bir vurgun yersin. İhtimallerle dolu o evreni tüketmiş ve şanslıysan vasat bir yere varmış, vasat biri olmuşsundur. Ne özel bir yetenek, ne kitleleri peşinden sürükleyen bir zat ne de ayrıcalıklı bir köşen vardır dünyada.

    Hayallerle başlayan yaşamın ilk bölümü, hayalkırıklarını toparlamakla geçireceğin başka bir bölüme devretmiştir.

    Şimdilerde ordan çıktım da bir sonrakine geçiyorum gibi ya da bu da bir önceki evrenin artçıları. Göreceğim.

    Hiçbir şey olamadığımı, bir şey olmak zorunda olmadığımı, bazı şeylere asla sahip olamayacağımı anlamış gibi bir halim var.

    Bir yük de kalkmadı değil üstümden. Eylemlerim, düşüncelerim beni bağlar. Bir nevi delilik gibi. Bir huşu bir huzur var üzerimde. Şimdi ağzıma geleni söyleyebilir, istediğimi yazar çizer, kuralları yıkar, düzeni bozarım gibi bir deli cesareti, bir özgürleşme. İşte delilik gibi. Tarifi zor.

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Haziran 5, 2021

  • Isn’t it obvious?

    Çocukken en çok neye maruz kaldıysak büyüyünce ondan korkarız.

    -bariz olanı anlatmak benim arsız bir dürtüm.-

    Bunu paylaş:

    • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
    • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
    Beğen Yükleniyor…
    Haziran 5, 2021

Sonraki Sayfa

WordPress.com’da Blog Oluşturun.

  • Abone Ol Abone olunmuş
    • gulyabaniyim
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • gulyabaniyim
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle
%d