Bunu yazabilmek için güçlenmem gerekti, hem fiziksel hem ruhsal. Bunu yazabilmek için üzerinden on beş sene geçmesi gerekti. Sitemim yoookk, hayatta her şeyy kıs met diye bir şarkı vardı. Doğru mu ya o?
Her şey olması gerektiği zamanda, olması gerektiği yerde olur. Yes bitches!
Evlilik iyi bir şeyi daha iyi yapmaz bence ama geçmişte kötü olan bir şeyin nasıl daha kötü hale geldiğine şahit olmuştum.
Bu arada, konuşacak şeyi varken insan susmamalı.
Yeni yaşlarla yeni yetenekler açılıyor. Yaşlanmayı bu kadar seveceğimi hiç düşünmemiştim.
Nereden nereye!
Ayrılmaya karar verirken sadece ilişkiden değil, kimliğimden, beyaz eşyalarımdan(!), hiç benim olduğunu hissetmediğim ev(im)den de vazgeçtiğimi biliyordum. Kendini bulma yolunda ödenmiş ufak bedeller. Yeni hayatıma başlarken ilk ev kiramı ödedikten sonra, kendi emeğimle aldığım eski beyaz eşyalarımı bile yerine koyamayacağımı bilmiyordum. Mesela bana sormadan komşuya verilen yatak odamı tekrar alamayacağımı bilmiyordum. Arabaya benzin bile koyacak param kalmayacağını bilmiyordum. Sağlık sigortamın yenilenmediğini stresten vitiligo teşhisi konduğunda hastanenin veznesinde öğreneceğimi bilmiyordum. Taksitle tahlil yaptırıldığını da bilmiyordum. Sadece varlığı mutluluk veren Işıl, sadece hayatta olması yeten Işıl, aslında o kadar yetmiyormuş. Işıl seninse bir değeri varmış, değilse çöp müymüş? Bilmediğim bir koca dünya şey varmış.
Kimse için değerli olmam gerekmediğini, kendi değerimi bilmenin yegane şey olduğunu öğrendim. Öfff neler neler öğrendim şu geçtiğimiz on yılda. Müthiş bir deneyimdi.
Mesela aşk sandığım şey toksik bir bağlılıkmış, ailede gördüğüm güvenli alanın yeniden sağlıksız bir inşasıymış. Bunda kimsenin de suçu yokmuş. Olan olmuş.
Ucuz etin yahnisi gelinliğim geldi, minnet edilen tek taşım, boktan düğün fotoğraflarım geldi. Ucuz olsun diye gittiğim boktan kuafördeki manikürden düşen tırnağım gelmedi ^^ Makyaj da bok gibi olunca ağlayarak gittiğim Mac’ten aldığım allığı hala kullanıyorum kız! İki de alyans geri geldi, bir de kayganlaştırıcı(!) Marketlerde bile satılıyor artık, ben yenisini alırdım, sende kalsaydı ^^ Ama benim geçmişim, fotoğraflarım gelmedi. Arşive çok önem verir ya gazeteciler, benim arşivimin bir önemi yoktu. Işıl sadece bir an var olmuştu, öncesi ve sonrası yoktu. Gelinliği çöpe, altınları kuyumcuya, fotoğrafları parça pinçik poşete tıktım. Ne güzel bir histi o, ne dramatik bir sahneydi!
Bir insan ne kadar eleştirilebilirse, ne kadar manipüle edilebilirse o kadar edildim. Slime gibi şekilden şekile, kaptan kaba, hoop! Öyle bir an geldi ki “manipüle edildiğim konusunda bile manipüle ediliyorum” dediğim bir noktada buldum kendimi. Edilmeseydim kardeşim! Onu da öğrendik, önce edildik ki edilmemeyi öğrendik. Hah işte orası tünelin sonundaki ışık!
Hem çocuk yapıp, hem işe gidip, hem okuyup hem de evle ilgilenmem gereken bir hayatı seçmediğim için kendimle gurur duyuyorum. Cinsiyet rolleri üzerinden saltanat sürmeye çalışanlara meydan vermedim. Sürekli küçümsendiğim, aklımla oynandığı, gözümle gördüğüm, kulağımla duyduğumdan bile şüphe ettirildiğim bir hayat seçmediğim için kendimle gurur duyuyorum. Şiddetin her türlüsünün normalleştiği; şaka, eleştiri, fantezi kisvesi altında gizlendiği bir sarmaldan kurtulduğum için kendimle gurur duyuyorum.
Anlattığım hikayede sadece isimler değişiyor. Bunun sadece benim başıma gelmediğini artık biliyorum. “Gibi” sırasıyla ; gaslighting, lovebombing, ghosting henüz bu kadar meşhur değilken bir kitap okumuştum. İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon – Narsist Bir Partnerle Yüzleşmek; ihtiyacı olan, ihtiyacı olduğunu anlarsa okusun. Neden böyle toksik bir ilişkinin içine çekilmiştim, neden bu ızdıraba razı gelmiştim, eziyetin eziyet olduğunu neden anlamıyordum, anlamıştım. Ünlü düşünür Berrak Tüzünataç bir röportajında şöyle demişti: “ne hayatlar harcandı aileler uğruna”. Ne güzel, ne doğru demiş.
Tamam, bunu biliyoruz, e peki napıcaz? Değişicez güzel kardeşim, çabalıycaz, hem de çok çabalıycaz.
-if rain makes the river, rain needs to fall-
Akıllıymışım, komikmişim, güzelmişim, ışıldıyormuşum, yetenekliymişim, çoooook seviliyormuşum, çoooook da sevebiliyormuşum, çook güzel arkadaşlıklar ve çok sade bir aşk, iki de kedi. Oh mis be! Şimdi istediğin kadar embesil gibi dizi izleyebilir, istediğin gibi su içebilir, istediğinle istediğin gibi konuşabilir, istediğin gibi giyinebilir ve istediğin gibi davranabilirsin. Başardık kız Işıl!
❤
Yorum bırakın